Taş hastalığı insanlık tarihi kadar eski

Aralık 22, 2009 by admin  
Kategori : Güncel, Sağlık

bingol-erdal-benli-tas-hastaligi.jpg

Bingöl Devlet Hastanesinde görev yapan Üroloji Uzmanı Dr. Erdal Benli, ülkemizin de üzerinde bulunduğu coğrafya üzerinde taş hastalığına oldukça sık rastlanıldığını belirterek, hastalığın insanlık tarihi kadar eski olduğunu söyledi.

Bingöl Devlet Hastanesinde görev yapan Üroloji Uzmanı Dr. Benli, oldukça sık rastlanılan taş hastalığı konusunda gazetemiz muhabirine açıklamalarda bulundu. Taş hastalığı insanlık tarihi kadar eski bir hastalık olduğunu söyleyen Benli, Mısırda El Amrahdaki bir mezarda MÖ 4800 yıllarından kalma bir erkek iskeletinde mesane taşı bulunduğunu ve mesane taşı ameliyatları MÖ 1500 lerde Hintliler tarafından yapıldığını hatırlattı.

Erişkin insan nüfusunun yüzde 4’ünde hayatları boyunca, bir veya daha fazla böbrek taşı hastalığı görüldüğünü belirten Benli, İlk defa taş hastalığı tanısı alan bir hastanın bu taş atağını geçirdikten sonra 10 yıl içinde %50 oranında tekrar taş hastalığı geçirme ihtimali vardır, taş hastalarının bu hususu unutmamaları gerekir. Bunun için hasta ve doktor işbirliği oldukça önemlidir. Ülkemizin de üzerinde bulunduğu coğrafya üzerinde taş hastalığına oldukça sık rastlanmaktadır. Taş oluşumu tam olarak anlaşılamamıştır ancak ailesel geçiş, yaş, cinsiyet, coğrafi durum, hava ısısı ve iklim, su tüketimi, diyet, meslek gb nedenler en çok dikkati çeken sebeplerdir. Taş hastalığında kilit olaylardan biri kristalizasyon ve ardından meydana gelen agregasyon(çökme)dur. Kristalizasyon deyince basitçe anlaşılması gereken: kristalize olma özelliği olan bir madde suya azar azar ilave edilince önce bu madde suda erir ve madde eklemeye devam edildiğinde artık bu madde suda erimeden çökmeye başlar işte bu noktada ilk kristaller görülür ki bu sıvı doydu (satüre oldu) anlamına gelir. Sonuçta idrar bir madde ile satüre olduğunda kristaller böbreğin küçük kanallarında oluşmaya başlar ve taşın ilk hali olan bir çekirdek oluşur. Taş oluşumunda kritik nokta oluşan kristal ve çekirdeğin böbrekte birikmesidir aksi halde idrar ile bu yapılar uzaklaştırılır. Böylece taş oluşumu için kristal-çekirdek yeterli süre böbrekte kalamaz ilerde bahsedileceği gibi fazla su tüketimi işte bu noktada hayati rol oynar. Yani böbrek taş oluşturan etkenler ile taşın oluşumunu engelleyen faktörler arasında bir savaş alanı olarak düşünülebilir dedi.

Hastaların genelde doktora gece oluşan şiddetli, kıvrandırıcı ve hiçbir pozisyonda hastaya rahat vermeyen yan ağrısı, bulantı, kusma, idrarda kanama, idrarda yanma bazen karın ağrısı gibi çok değişik şikayetlerle; bazen de arada bir oluşan hastayı fazla rahatsız etmeyen müphem karın ve sırt ağrısı gibi şikayetlerle geldiğini ifade eden Benli, bu tür ağrılarla doktora gelen hastaların durumu belirlendikten sonra tedaviyi belirleyen en önemli husus taşın yerleşimi, büyüklüğü, enfeksiyon varlığı, hastanın ağrısı, böbreğin etkilenme düzeyi durumlarına bakılarak tedavi uygulandığını kaydederek, Hastanın acil tedavisi yapıldıktan sonra en önemli husus taşın kimyasal yapısının tespitidir. Tedavi izlem ile başlayan ve cerrahiye kadar uzanan bir süreci kapsar. Önemli husus her taş hastalığı aktif tedavi gerektirmez. Şok dalgaları (ESWL) ile taşların kırılması taş tedavisinde önemli bir yer tutar diye konuştu.

Taş kırma (ESWL) böbreğe zarar verir mi? sorusunu yanıtlayan Benli, “Şu nokta iyi bilinmelidir ki yan etkisi olmayan ve mükemmel olan bir tedavi yöntemi henüz bulunamamıştır. Ancak tedavide hasta için kar-zarar oranına bakılır ve hasta için en doğru tedavi yöntemi bulunmaya çalışılır. Tabii ki taş kırmanın da istenmeyen yan etkileri vardır ve bazı durumlarda ve uyumsuz hastalarda arzu edilmeyen sonuçlara sebep olabilir. Ancak taş tedavisinde 20 yılı aşkın süredir kullanılan ve yeri doldurulamayacak kadar önemli bir tedavi şeklidir. Başarısı taşın yerleşimine, taşın yüküne, taşın yapısına ve hastaya bağlıdır ifadelerini kullandı.

Taş hastalarına önerilerde bulunan Benli, Böbrek taşının sebepleri araştırılmalı mümkünse neden ortadan kaldırılmalıdır. Hastalar taş hastalığının tekrarlayıcı olduğunu ve tedavide kendilerinin çok önemli rol oynadığını ve taş hastalığından nasıl korunacakları konularını çok iyi kavramaları gerekir. Artmış idrar miktarı taş oluşumunu taşın cinsine bakılmaksızın azaltır. Günlük idrar çıkışı 2 litre ve üzeri olacak şekilde sıvı tüketimi arttırılmalıdır. Hastalar sık olarak sıvı alamadıklarından şikâyet ederler; sıvı tüketimi alışkanlıkla ilgili bir husustur bu nedenle yanlarında sürekli bir su şişesi taşımalarını ve su içmek için susamayı beklememelerini, su içme alışkanlığını kazanmalarını onlara şiddetle tavsiye etmekteyiz. Az şekerli limonata ve portakal suyunun idrardaki sitrat denen bir maddeyi arttırarak taş oluşumunu engellediği bilgilerimiz arasındadır. (Örneğin 6-8 bardak limonata) Aşırı hayvansal proteinlerin tüketimi, artmış bel çevresi ve kilo alımı, hareketsiz bir yaşam tarzı taş oluşumunu kolaylaştırır, yürüyüş, bisiklete binme vb spor faaliyetlerini hastalara şiddetle öneriyoruz.Akılda kalması gerekenler; ağrı oluştuğunda sağlık merkezine ulaşılamazsa ağrı kesiciler, sıcak su kompresleri yada sıcak duş hastayı rahatlatır. Yine bir akupunktur yöntemi olarak kullanılan aku-basınç noktaları kısa süreli ağrıyı azaltmada etkili olabilir, her iki başparmağın belirtilen noktalarına 2-3 dakika süre ile masaj yapılır (Başparmak kenarlarındaki tırnağa yakın noktalar). Çok önemli bir nokta sıvı alamadıklarında, uzun süreli ve yüksek seyreden ateş durumlarında ve özellikle tek böbrekli hastalar mutlaka sağlık kuruluşuna müracaat etmelidir şeklinde konuştu.

Bingöl Devlet Hastanesinde taş hastalığı ile ilgili neler yaptıklarını anlatan Benli, Taş kırma (ESWL) işlemleri, açık ve kapalı taş cerrahisi uygulanmaktadır. Kapalı (URS) taş cerrahisi rutin uygulamalar arasındadır ve hastalar cerrahinin aynı ya da ertesi günü evlerine gitmektedirler ifadelerine yer verdi.

Bu yazı toplamda 307, bugün ise 0 kez okunmuş.

Enter Google AdSense Code Here

YORUMLAR

Yorum yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.